Ne Olur Hep Aşkınla Yaşasak


Ne olur aynı sizin gibi Vahyi tanısaydık, sizin ondan aldığınız tadı ve lezzeti bizlerde alsaydık. Vahyi canımızdan aziz bilip yoluna tüm varlığımızı feda etseydik. Vahyin içerisinde taşıdığı insanı değiştirme potansiyelini ve varlık alemine meydan okuma gücünün farkında olsaydık. İlahî kelamın önüne değişmek için oturup, onunla inşa olabilseydik. Onu dertlerimizin dermanı, hüzünlerimizin ortağı, istikbalimizin umudu yapabilseydik. Kur’an’ın Rabbimizin bizlere en büyük ikramı, tenezzülü ve önümüze açtığı bir gök sofrası olduğunun bilincinde olsaydık. Her rahleyi tedrisatının başına oturduğumuz da kelamın sahibi olan Allah ile konuştuğumuzun şuurunda olabilseydik. Onu hayatımızın belli kısımlarına hapsetmeyip, tamamına hakim kılabilseydik. Kur’an’ın ilk emri olan ikra eyleminin içeriğini iyice öğrenebilseydik ve bu eylemle kainatı, nefislerimizi, hadisatı ve zamanı doğru anlayabilseydik. Bir Ömer gibi ayetlerin lafzını, manasını anladığımız gibi, onların maksadını ve ruhunu da anlayabilseydik. Hak ve hakikatin yegane kaynağının onda olduğuna derinlemesine inansaydık da başka kapılara yönelmeseydik. Bir Musab b. Ümeyr gibi Vahyin hâdimi olabilseydik. Onun gibi önce vahyi hayatımızda diriltseydik; ahlakımızla, beşeri münasebetlerimizle vahyin insanı nasıl olurmuş aleme temsil edebilseydik. Sonra da vahyi insanlara teklif yapabilseydik. Bunu kendimize aslî dert edinebilseydik. İnsan ile Kur’an arasındaki engelleri kaldırabilsek, onun hakikatlerine perde olmayıp, bir ayna olup o hakikatleri olduğu gibi yansıtabilseydik. Vahyin aynasından olaylara bakabilseydik. Tasavvurumuzu, aklımızı ona inşa ettirebilsek ve onunla aynı dili konuşabilseydik. Onun adam dediklerine adam, onun kof kütükler yada kitap yüklü merkepler dediklerine de böyle diyebilseydik. Onun Furkan olma özelliğini iyice anlayabilseydik de bizlerde Faruklar olabilseydik. Hak ile batılı, doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini, helal ile haramı kesin çizgilerle birbirinden ayırt edebilseydik.

Ne olur sizin gibi Efendimiz’e (a.s.) aşık olabilseydik. Bizde anam, babam, nefsim sana feda olsun ya Resullullah diyebilsek ve bu sözümüzün arkasında durabilseydik. Onun her hatırasını canımızdan aziz bilip yaşatabilseydik. Bir Nesibe gibi Onun varlığına herhangi bir zarar gelmesin diye bedenimizi O’na siper yapabilseydik. Bir Sümeyra gibi her şeyimizi Onun yoluna feda edebilseydik. Eşimizi, babamızı ve iki oğlumuzu O’nu savunmak için gönderebilsek ve onları O’nun yolunda feda edip; “Sen hayattasın ya, senin varlığına bir zarar gelmedi ya, tüm musibetler bana kolay gelir.” diyebilseydik. Bir Abdullah b.Mesud gibi olabilsek, Ondan bir hadis rivayet edeceğimiz zaman sanki başımızın üstünde bir kuş varmışta onu ürkütmemek için oldukça temkinli davranan biri gibi Onun sözlerine değer verebilseydik. Onun hadislerini bilir bilmez gereksiz bir şekilde tüketmeseydik. Kutlu sünnetini öğrenme ve öğretme yolunda gayret içerisinde olabilseydik. Muhammed demenin muhabbet demek olduğunu bilseydik de varlığa sevgi, hoşgörü, tahammül ve kardeşlik taşıyabilseydik. Onun yüce ve aziz sünnetini şekilciliğe kurban etmeseydik, o şekillerin içerisini de doldurabilseydik. Muhammedî ahlakı hayatımıza taşıyabilseydik. Onun aleme yaydığı o gül kokusunu bizlerde yayabilseydik.

Ne olur sizin gibi dinimizi bedel ödeyerek edinseydik. Ucuza mal etmeseydik ki, ucuza da gözden çıkarmasaydık. Miras malına konan kadir kıymet bilmezler olacağımıza ter dökerek, kan vererek, can vererek kazansaydık da onu korumak içinde gayret içerisine olabilseydik. Bu dinin ne kadar muazzez ve yüce olduğunu tam anlamıyla anlayabilseydik. Dini hakikatlerin önemlerini tam kavrayabilseydik de onları hayata taşıma noktasında sürekli gayret içerisinde olabilseydik. Dinin mutluluğunu yüreğimizde hissedebilseydik ve o mutluluğa insanlık ulaşsın diye gece gündüz çırpınıp durabilseydik.
Ne olur size deliler gibi aşık olabilseydik. Sohbetlerimizi hep sizlerle süsleyebilseydik. Sizleri kendilerimize rehberler, önderler ve modeller edinebilseydik. Kalemlerimiz hep sizi yazsaydı, diller hep sizden bahsetseydi, zihinler hep sizleri düşünseydi. Analar çocuklarını nenni yada lorilerle değil sizlerin isim ve hatıralarıyla uyutsalardı. Geceler sizlerle anlam bulsaydı. Rüyalar sizlerle renklenseydi. Hayaller ve umutlar sizlerle gerçek değerine kavuşsaydı. Sizlerin o akıllara durgunluk veren şuurunuzu tam anlamıyla anlayabilseydik. O cennet ikliminizi bugünlere taşıyabilseydik. Sizlerle aramızda kopmaz bir bağ oluşturabilseydik. Sanki sizinle aynı zamanı ve mekanı yaşıyormuş gibi olabilseydik.
Ne olur hep aşkınızla oturup, aşkınızla kalkabilseydik.

Paylaş: